Doğu Akdeniz’de (Leviathan, Heredot ve Nil Deltası) toplam doğalgaz miktarının 13,2 trilyon m3, sıvılaştırılmış doğalgaz miktarının(LNG) 9 milyon m3 ve petrol miktarının ise 3,5 milyar varil civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Bu da dünyayı sömüren devletleri karşı karşıya getirmek için yeterli bir sebep. Devletlerin birbirlerini enerji üzerinden terbiye etmek istemesi post – modern dünyada en geçerli akçe olarak ortaya çıkmaktadır.

Geçmiş yıllarda Rusya’nın Avrupa’yı doğalgaz vanasını kapatmakla tehdit etmesi bunun en bariz örneklerinden biridir.

Bugün Suriye ve Irak’ta yaşanan durum da aslında enerji odaklı bir savaşın neticesidir. Akdeniz’de bulunan büyük doğalgaz rezervi İsrail, Rusya ve ABD’nin sürekli strateji geliştirmesine neden olmuştur.

Rusya bu süreçte Tartus’daki üssüne ağır bombardıman uçakları ve son nesil gelişmiş tank sevkiyatları yaptı.

Bu üs, Doğu Akdeniz’in ve bölgedeki enerji kaynaklarının kontrolü için çok kilit önem taşıyor.

Dünyada doğalgaz tekelini elinde bulunduran Rusya bu bölgede etkinliğini kaybetmek istemiyor.

Amerika’nın bugün Türkiye üzerinde oluşturmak istediği baskı ve ekonomik ambargo buradaki enerji koridoruna da bağlı. Bu yüzden 2013’ten beri bizi kıskaca almak istiyorlar. Bölgede güçlü bir Türkiye yerine teslim olmuş bir ülke istiyorlar.

Türkiye, dünyada sadece Batı odaklı siyasetin varlığına inanmadığını en net biçimde gösterdi. Dış politikada manevra kabiliyetini göstererek tek kutuplu siyaseti kırdı. Şimdi İdlib üzerinde ABD ve Rusya’nın karşı karşıya geldiği durumda da önce insani bir tavırla oradaki sivilleri düşünüp ona göre strateji belirliyor. Burada ne Rusya ne de ABD yaşayan 3 milyon sivili zerre-i miskal düşünmüyor. İran, Rusya ve Esed’in bir safta, ABD’nin karşı cephede yer aldığı bu savaşta iki tarafın da tek bir derdi var: O da Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervinden aslan payını almak. Gerçi burada İran meseleye bir de mezhepsel bir yaklaşımla da bakıyor.

Türkiye, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin İdlib üzerinden Akdeniz’e uzanan bir hat oluşturmasını engellemek istiyor. Çünkü Irak’ın kuzeyindeki petrolün dünyaya bu hat üzerinden ulaştırılması, aynı zamanda terör örgütü YPG’nin bundan büyük ekonomik çıkar elde etmesi anlamına geliyor. ABD, YPG’yi paravan olarak kullanarak Irak sınırından başlayarak Akdeniz’e kadar kesintisiz bir koridor oluşturmak için İdlib’in bir bölümünü ele geçirmek zorunda. Bu yüzden de Akdeniz’de konuşlandı. Şimdi olası senaryolara da baktığımız zaman dünyadaki egemen güçler arasında değişen bir şey yok. Altın için öldürülen masumların giden canlarının hiçbir kıymeti harbiyesi olmayacak. Olası bir bölgesel savaşta İdlib üzerinden Türkiye’ye gelecek büyük göç dalgası da yine kimseyi ilgilendirmeyecek ve dünya bu trajediyi yine görmezden gelecek.

Türkiye’nin yapacağı silahlı ve kamusal diplomasi ise burada hayati önem taşıyor. İki tarafında olaylara vahşi bir kolonyolist gözle baktıklarını düşünürsek işin en zor kısmı yine Türkiye’de.

Serkan Üstüner / Haber7

Yorum yaz

Yorum yazın!
İsminizi buraya yazın