Küresel ekonominin büyüme hızındaki yavaşlamalar dikkat çekmeye devam ediyor. Özellikle 2019 yılının dünya ekonomisi açısından zor geçeceği ve hatta 2020’da oldukça ciddi kırılmalar yaşanabileceği yönündeki endişeler giderek artıyor.

Ben de bu endişeler için yeterince veri olduğu kanaati taşıyanlar arasındayım ve 2020 yılında bir türlü sonu gelmeyen “2008 Küresel Finansal Krizi’nin ikinci dalgasının” gelebileceğine dair beklenti içindeyim. Son dönemdeki bazı gelişmeler de yangını körükleyecek nitelikte. Örneğin Suudi Konsolosluğu’nda kaybolan(!) Kaşıkçı üzerinden oluşan ABD-Suudi Arabistan gerginliğinin “petrol fiyatlarını yükseltme riski” başta gelişmekte olan ekonomiler olmak üzere tüm dünya için belirli riskleri de beraberinde getiriyor.

PETROL VE FİYATI ÖNEMİNİ KORUMAYA DEVAM EDİYOR

Petrol hala birincil enerji kaynakları arasındaki önemini korurken, petrol türevleri de ana sanayi kollarının en önemli girdisi olmaya devam ediyor. Bu bakımdan petrol fiyatları artık anlık takip ediliyor. Örneğin Amerikan Merkez Bankası FED’in de para politikasını belirlerken ve faiz artışı sayısını hesaplarken yakından takip ettiği verilerin başında petrol fiyatları geliyor. Zira petrol fiyatlarındaki öngörülmeyen artış üzerinden yükselmesi muhtemel enflasyon rakamı daha önceden yapılan tüm hesapları alt üst edebilir.

OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) projeksiyonuna göre dünya nüfusunun 2020 yılında 7,8 milyar kişiye yükselmesi bekleniyor. Aynı yıl için enerji talebinin de günlük 297,1 milyon varil petrol eşdeğeri olması öngörülüyor. Son 5 yıl içindeki günlük 23,4 milyon varil petrol eşdeğer artışa en çok katkı sağlayan ülkeler de Çin ve Hindistan. Öte yandan enerji talebindeki bu artış petrol talebindeki artışı da beraberinde getiriyor. 2017 yılında günlük 97,2 milyon varil olan petrol talebinin 2020 yılında 101,9 milyon varile çıkması bekleniyor. 2017 yılında günlük 44,75 milyon varil petrol ihraç edilmiş ve bu ticaretin yüzde 55,55’ini OPEC üyesi ülkeler yapmış.

Rakamları detaylandırmak mümkün ancak benim esas anlatmak istediğim; yukarıda ifade edilen büyüklüklere bakıldığında petrol fiyatlarının petrol ihraç eden ülkeleri de o petrolü satın alan ülkeleri de neden bu kadar yakından ilgilendirdiği. Örneğin, Rusya, Suudi Arabistan, Katar ve İran gibi ülkelerin ekonomilerinde petrol ve doğalgaz oldukça önemli bir gelir kaynağı. Dahası petrol fiyatlarının düştüğü dönemlerde petrol ihraç eden ülkelerin zorlandığını tersine ithal edenlerin ise düşük fiyat ortamını fırsat olarak gördüğünü biliyoruz.

PETROL ARZININ FİYATINA ETKİSİ VE RİSKLER

Her malda olduğu gibi petrolün de arz miktarı fiyatını belirleyen en önemli unsur olarak karşımıza çıkıyor. Zira petrolün arz miktarının çeşitli sebeplerle artması fiyatının düşmesine neden oluyor ve petrol ihraç eden ülkelerin gelirleri düşüyor. OPEC ülkeleri dönem dönem bu arz miktarını ayarlamak üzere bir araya gelerek anlaşsa da ülkeler bazen düşen gelirlerini daha fazla petrol satarak dengelemek için anlaşma dışında hareket edebiliyor. Geçtiğimiz yıllarda OPEC ülkeleri arasındaki “arz miktarı tartışması” epey renkli sahnelere neden olmuştu. Ancak son dönemde işler değişti ve geçtiğimiz günlerde Hindistan’da yapılan bir konferansa katılan OPEC Genel Sekreteri Muhammed Barkindo, daha önce yapılmış olan bir arz kısıntısı anlaşmasına katılan OPEC üyesi olan ve olmayan üretici ülkeler arasında anlaşmaya uyma oranının yüzde 100’e yaklaştığını söyledi.

Petrol fiyatlarındaki bir diğer risk ise, petrol arzının azalmasının yanı sıra “ticaretinin kesintiye uğraması”. Başta İran’a uygulanan yaptırımlar olmak üzere petrol ihraç eden ülkelerin bir veya birkaçının sistemden çıkması fiyatları yukarı yönlü hareket ettirecek güce sahip. Bu bakımdan geçtiğimiz günlerde Suudi Konsolosluğu’nda kaybolan(!) Suudi gazetecinin akıbeti neticesinde Suudi Arabistan’a karşı oluşacak siyasi baskıların ekonomik yaptırımlara dönüşmesi ihtimali de petrol fiyatlarını yukarı yönlü itebilir. Her ne kadar ABD Başkanı Trump bu konuda isteksiz gibi görünse de; ABD içinde siyasi baskı artıyor ve yaklaşan ABD ara seçimleri Trump’ı zorlayabilir. Ayrıca ABD’nin başını çektiği ticaret savaşlarını da göz önünde bulundurursak, petrol talep eden ekonomileri önümüzdeki dönemde bozulan ödemeler dengesi ve yüksek enflasyon gibi değişkenler üzerinden zorlu bir sürecin beklediği aşikar.

Levent Yılmaz / Yeni Şafak

Yorum yaz

Yorum yazın!
İsminizi buraya yazın