Türkiye’nin enerji arz kaynaklarını çeşitlendirmesi için enerji bağımlılığını azaltması ve arz güvenliğini artırması önemlidir. Bu çerçevede TürkAkım ve TANAP gibi kapsamlı projelerde yer almak bölgesel ve küresel enerji denkleminde Türkiye’nin yer alması açısından kritik bir öneme sahiptir.

Küresel enerji piyasalarının içinde bulunduğu yapısal dönüşüm enerji oyununda dengeleri sarsmaya başlamış durumdadır. Arz bolluğunun kısa vadede yarattığı fiyat istikrarsızlıklarından öte kaya gazı devrimine imza atan ABD’nin petrol ve doğal gazda en büyük arz ülkesi haline gelecek olması, Çin ve Hindistan’ın (Çindiya) en büyük enerji pazarı olma yolunda büyümeye devam etmeleri ve yenilenebilir enerjin payının maliyetlerdeki gerilemeye bağlı olarak radikal bir şekilde artacak olması orta ve uzun vadede küresel enerji denklemini şekillendirecek unsurlardır. Enerji piyasalarının içinde bulunduğu bu yapısal dönüşüm sürecinde önemli enerji arz ve talep ülkeleri arasında doğal köprü olma avantajına sahip olan Türkiye, “izleyen/takip eden” ülke konumundan “oyuncu/oyun kuran” ülke konumuna geçmeye yönelik bir enerji diplomasisi benimsemiş durumdadır.

Küresel ve bölgesel gelişmeler doğrultusunda enerji arz güvenliğini şekillendiren Türkiye’nin ana hedefleri, kaynak/güzergâh çeşitliği ve enerji ticaretinden siyasi ve ekonomik kazanımlarını artırmaktır. Bu noktada, Türkiye’nin Rusya ile enerji iş birliğinde yakalamış olduğu tarihi sinerji enerji oyununda kartların yeniden dağıtılmasına yol açmıştır. Rusya, Türkiye’nin doğal gaz arzında % 54’lük payla ilk sırada, petrol ürünleri ithalatında ikinci sırada yer alırken iki ülke arasında nükleer santral inşası konusunda da iş birliği bulunmaktadır. Fosil piyasasında bolluk sendromunun yaşandığı bu yeni dönemde rekabet, fiyat belirleyici olmaktan öte pazar payını koruma üzerine yoğunlaşmış olup bu durum Türkiye’nin konumunu başta Rusya olmak üzere bölgemizdeki enerji arz ülkeleri açısından daha da kıymetli hale getirmektedir.

ENERJİ DENİZİNE KOMŞU

Kanıtlanmış fosil yakıt rezervlerin ¾’üne komşu olan Türkiye’nin enerji politikasında jeopolitik, oyun kurucu/oyun bozucu unsur olmaya devam edecektir. TürkAkım-1, tıpkı Mavi Akım’da olduğu gibi doğrudan erişim imkanı yaratarak enerji güvenliğini destekleyecektir. Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan jeopolitik gerilimin enerji akışına etkisi göz önünde bulundurulduğunda Batı Hattı’nın yerini alacak TürkAkım-1, ülkemiz için önemli bir kazanımdır.

Rusya’nın Avrupa pazarını hem batıdan hem doğudan fethetmek için geliştirdiği Kuzey Akım-2 ve TürkAkım-2, güzergâh değişikliğiyle jeoenerjik dengelerin değişmesine yol açmıştır. Ukrayna’nın enerji transit ülkesi olarak sahip olduğu siyasi ve ekonomik kaldıraç gücünün sonunu getirecek söz konusu projeler ABD’nin siyasi muhalefeti ve ekonomik yaptırımlarına rağmen ilerlemeye devam etmektedir. ABD’nin, Avrupa pazarında Rus gazının payını azaltarak NATO’nun enerji arz güvenliğini sağlama stratejisi “makul ve sürdürülebilir” bir alternatif sunamadığı için destek görmemektedir. Kuzey Akım 2’nin önündeki hukuki engeller kadar TürkAkım-2’nin kara güzergâhı başta olmak üzere hangi güzergahın izleneceği henüz netlik kazanmamış olsa da projelerin aldığı yol göz önünde bulundurulduğunda durdurulmalarının giderek imkânsızlaştığı görülmektedir.

Avrupa Komisyonu’nun muhalefeti sonucunda Güney Akım’ı rafa kaldırmak zorunda kalan Rusya, TürkAkım aracılığıyla enerjide oyun kurucu/bozucu güç olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. TürkAkım-2’nin güzergâhı konusunda başta Bulgaristan ve Yunanistan olmak üzere bölge ülkeleri yeni koridorun bir parçası olmak üzere çoktan rekabet içine girmiş durumdadırlar. Hattın transfer ülkesi olarak Türkiye’nin tavrı da TürkAkım-2 güzergâhının netlik kazanmasında etkili olacak olup kurulacak yeni iş birlikleri ile bölgedeki dengeleri etkileyecektir.

TürkAkım’ın toplam kapasitesi 31.5 bcm olup tam kapasite devreye girmesi durumunda Ukrayna’nın mevcut 80 bcm’lik transit akışı 50 bcm’e düşecektir. Kuzey Akım-2’nin tamamlanmasıyla söz konusu 50 bcm’lik payından olacak olan Ukrayna, AB ve Rusya arasındaki jeopolitik rekabetin kaybedeni olacaktır. Almanya, Rusya ve Türkiye üçgeninde şekillenen TürkAkım-2 ve Kuzey Akım-2, ABD’nin tüm baskısına rağmen aşama aşama ilerlemeye devam etmektedir. Türkiye’nin TANAP ve TAP gibi Rus gazının alternatifi bir projenin yanı sıra TürkAkım-2 ile Rus gazını doğrudan Avrupa pazarına ulaştırmayı hedefleyen başka bir projede daha yer alması enerjiyi çatışma değil iş birliği ve bölgesel barışın bir unsuru olarak görme anlayışının yansımasıdır.

EN GÜVENİLIR EN EKONOMIK ROTA

Doğu Akdeniz enerji rezervlerinin geliştirilmesi ve Avrupa pazarına ulaştırılmasında en güvenilir ve en ekonomik rota olan Türkiye’yi oyun dışı bırakma girişimlerinin söz konusu olduğu konjonktürde Türkiye, söz konusu oyunu bozmak için çok yönlü stratejilerle harekete geçmiştir. Enerjide dışa bağımlılık oranı % 70’leri geçen Türkiye, Doğu Akdeniz’de sergilenen “yeni büyük oyunun” etkisiyle arama-geliştirme (upstream) çalışmalarını ilk kez denize taşımıştır. Karada devam etmekte olan upstream çalışmalarının Fatih sondaj gemisiyle birlikte denize taşınması Türkiye’nin enerji diplomasisinin pasifizmden proaktif stratejilere yöneldiğinin habercisidir. Arz fazlasının yol açtığı düşük enerji fiyatları döneminde Türkiye’nin düşen enerji ithalat faturasının sağladığı avantajla upstream yatırımlarında iş birliklerine öncelik vermesi stratejik öneme haizdir.

Türkiye’nin enerji arz kaynaklarını çeşitlendirmesi için enerji bağımlılığını azaltması ve arz güvenliğini artırması önemlidir. Bu çerçevede TürkAkım ve TANAP gibi kapsamlı projelerde yer almak bölgesel ve küresel enerji denkleminde Türkiye’nin yer alması açısından kritik bir öneme sahiptir. Enerjide merkez ülke olma arayışı olan Türkiye, dev projelerin ortağı olarak enerji diplomasisinde hamle kabiliyetini güçlendirmektedir. Bu minvalde, Türkiye’nin bu projelerden elde ettiği tecrübeyle yeni iş birliği anlaşmalarında “koridor” ülke olmanın ötesine geçecek şekilde hareket etmesi gerekmektedir. Gerek TANAP, gerekse TürkAkım-2’de Türkiye biçilen rol transit/transfer ülkesi olup Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik ve jeoekonomik pazarlık gücünü kullanarak yeni iş birliklerinde konumunu güçlendirmenin yollarını aramalıdır.

Azime Telli / Yeni Şafak

Yorum yaz

Yorum yazın!
İsminizi buraya yazın