Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ile ilgili yazılan, söylenen bir çok konu vardır. Bunlardan bir tanesi; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sınırların petrol bölgelerine göre çizildiği, sınırlar içerisinde kalan petrol bölgelerinin de haritalarda yok edildiğidir. Yıllardır iddia edilen bu konuyu netleştirilmek üzere eski Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanımız Berat Albayrak döneminde çok hummalı çalışmalar başlatılmıştı.

Her geçen gün artan petrol ve doğalgaz talebini karşılamak için yeni arz kaynaklarının ortaya çıkarılması ve mevcut rezervlerimizin geliştirilmesi amacıyla, karada ve denizde petrol ve doğal gaz arama ile üretim faaliyetlerini artırmak için ülkemizin yeterince aranmamış Karadeniz ve Akdeniz’deki arama çalışmalarına büyük bir ivme kazandırılmıştır.

Bu konuda ilk hamle, rezerv arama çalışmalarına %90 yerli üretim olan milli sismik araştırma gemisi Oruç Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa gemileriyle başlanılmasıdır.

Sismik araştırma gemilerinin analizlerinin ardından, Türkiye’nin ilk sondaj gemisi Fatih’le de derin deniz sondajlarına Alanya açıklarında başlandı. Gerek Kıbrıs karasuları, gerekse Türkiye karasularında olmak üzere en yüksek rezerv ihtimali olan yerlerde sondaj çalışmaları planlanıyor. Kendi sondaj gemimizle, kendi mühendisimiz ve yerli ekipmanlarımızla gerçekleştirilen bu çalışmalar, gerçekten de, Türkiye’nin enerji tarihinde yeni bir dönem.

Alternatif kaynakların gelişmesi noktasında Akdeniz önemli bir bölge. Doğu Akdeniz gazı enerji kaynakları için önemli ve ciddi bir alternatif. Türkiye, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)’nın sorumluluğunda, bu bölgede petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına hız vermiştir. Özellikle, son yıllarda öne çıkan bu bölgede Türkiye olarak çok büyük bir kıyı şeridimiz var.

Doğu Akdeniz’in Sınırları Türkiye’den başlamak üzere Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, Libya, Tunus, İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Karadağ, Arnavutluk ve Yunanistan kıyıları ile çevrilidir.

Doğu Akdeniz’deki Enerji bölgeleri; Kıbrıs Adası ile İsrail arasında kalan ve Leviathan havzası olarak adlandırılan bölge, Mısır ile Kıbrıs Adası arasında kalan ve Nil Deltası havzası olarak adlandırılan bölge, Girit Adası’nın Güneydoğusunda kalan ve Heredot Havzası olarak adlandırılan bölge ile Kıbrıs Adasının etrafından oluşmaktadır.

Nil Deltası’nda 1.763 milyar varil elde edilebilir petrol, 223 trilyon ayak küp doğal gaz ve 6 milyar varil sıvı gaz olduğu ifade edilmektedir. Leviathan bölgesinde ise, potansiyel olarak 1.689 milyar varil petrol ve 122 trilyon ayak küp doğalgaz bulunduğu belirtilmiştir. Lübnan’a ait kısımda yaklaşık 708 milyar metreküp doğalgaz bulunduğu tahmin edilmektedir. Afrodit olarak adlandırılan sahada ise, ortalama rezervi 198 milyar metreküp olan doğalgaz yatağı bulunmuştur.

Bu gazın tüketici pazarlara ulaşması için en az 5 ile 16 milyar dolar arasında yatırım yapılması gerekmektedir. En ucuz yöntem, gazın boru hattıyla Türkiye’ye ve buradan nihai pazara ulaştırılmasıdır. (Yaklaşık 4.8 milyar dolar).

Muhtemel rezerv miktarları da düşünüldüğünde, Doğu Akdeniz’in ne denli önemli ve dünyanın enerji-politik odak bölgesi olduğu anlaşılmaktadır.

Doğu Akdeniz’de yeni siyasi bir denge oluşturulmaya çalışılmaktadır. Türkiye, 2011’de KKTC ile imzaladığı kıta sahanlığı anlaşması hariç herhangi bir kıta sahanlığı veya Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması imzalamamıştır. Bu konuda sınırlandırmaların ilgili tüm tarafların katılımıyla, uluslararası hukukun hakkaniyet prensibine uygun anlaşmalarla belirlenmesi gerektiğini savunmaktadır.

Buna karşın; İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Doğu Akdeniz’de enerji ve güvenlik alanında işbirliğine giderek birlikte hareket etmektedir. AB, Doğu Akdeniz’i kontrol edebilecek en kilit noktada bulunan Kıbrıs Adası ile yakından ilgilenmekte ve Rum Yönetimi ile ortak bir strateji izlemektedir. İsrail-Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkiler hızla gelişmektedir.

KKTC, Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde toplam 7 adet petrol ve doğal gaz arama sahası ilan ederek bu alanları TPAO’ya tahsis etmiştir. Dolayısıyla, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki en sorunlu bölgesi Kıbrıs’ın batısında kalan bölgedir. Burada yapılacak sınırlandırma ile ilgili hukuki sorunlar, Doğu Akdeniz havzasını siyasi, ekonomik ve güvenlik açısından doğrudan etkileyecektir.

Son dönemde STAR Rafinerisi, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve Türk Akım gibi büyük yatırım projeleri gerçekleştirildi. Bu projelerin hayata geçmesiyle, petrol ve doğal gaz arama çalışmalarında yerli ve milli imkanlar kullanılarak uzun zamandır hayali kurulan rezervlere erişilebilecektir.

Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ve arz güvenliği açısından hedeflenen çalışmalar kapsamında, Türkiye hem kendi karasularındaki etkinliğini arttırmak hem de bulunması muhtemel rezervlerle milli gelirine önemli katkı sağlamak için adımlar atmaya devam edecektir.

Şahap Kavcıoğlu / Yeni Şafak

Yorum yaz

Yorum yazın!
İsminizi buraya yazın