Yorum: Avrupa’nın Doğu Akdeniz yanlışı

Doğu Akdeniz’in dünya politikasındaki önemi giderek artarken Avrupa Birliği’nin yanlış politikalarıyla bölgedeki güç denkleminin dışına doğru itildiği görülüyor. Rusya, Suriye iç savaşında oynadığı kilit rolle birlikte Doğu Akdeniz’deki askerî varlığını tahkim etti ve bölgenin en etkili aktörlerinden biri hâline geldi.

Soğuk Savaş döneminden beri bölgedeki İsrail, Türkiye ve Mısır gibi müttefikleri vasıtasıyla Doğu Akdeniz’deki en önemli güç olan ABD ise Türkiye konusunda yaptığı yanlışların ardından Ankara’nın desteğini kaybetse de İsrail ve Mısır üzerinde hâlen çok etkili bir aktör.
Avrupa ülkeleri açısından da Doğu Akdeniz çok önemli bir bölge. AB üyesi olan Yunanistan, Malta ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) yanında Birlik üyeliğine aday ülkelerden biri olan Türkiye bu bölgede bulunuyor.
Avrupa’nın, enerji konusunda Rusya’ya olan bağımlılığını azaltacak doğalgaz potansiyeline sahip olan Doğu Akdeniz’e yönelik politikasına baktığımızda ise GKRY ve Yunanistan’ın hukuksuz adımlarını cesaretlendirecek bir tavır görürüz. Bölgenin en önemli ülkesi ve doğalgazın Avrupa’ya taşınmasında kilit konumda olan Türkiye ile iş birliği yapmak yerine, Kıbrıs konusunda açık bir şekilde Ankara’yı karşısına alması AB’nin Doğu Akdeniz’de etkin olma şansını azaltıyor.
2004 yılında Annan Planı üzerinden yapılan Kıbrıs Referandumunda Rum tarafının çözüme karşı oy kullanmasına rağmen, çözüm yönünde oy kullanan Türk tarafını sıkıştırmaya yönelik politika izleyen AB, Türkiye’nin üyelik arayışını bu baskı için suistimal etmekten kaçınmadı. 2006 yılından itibaren Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde taviz vermesini üyelik müzakerelerinde ilerlemenin bir şartı hâline getirdi ve Rumlara desteğini artırdı.
2010’lu yıllarda Doğu Akdeniz’de zengin doğalgaz rezervlerinin bulunduğunun gündeme gelmesi ve bu rezervlerin bir kısmının Kıbrıs’ın kıta sahanlığında olduğunun anlaşılması üzerine, GKRY ve Yunanistan ile iş birliği yoluyla bu rezervlerin Avrupa’ya taşınması amaçlandı. İsrail ve Mısır gibi ülkelerden de doğalgaz alınması gündeme geldi ve bunun için gerekli boru hatlarının fizibilite çalışmalarına başlandı.
Ancak AB’nin bu politikasında çok önemli bir sorun vardı.
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hesaba katılmadan yapılan bu planların hayata geçirilebilirliği hem siyasi hem de ekonomik açıdan sorunluydu.
Türkiye, Kıbrıs’ta yaşayan Türk halkının devre dışı bırakılması yoluyla yapılan anlaşmalara ve doğalgaz arama faaliyetlerine karşı çıktı ve KKTC ile yaptığı anlaşmayla kendi enerji sahalarını belirleyip ilan etti. Bu sahalarda petrol ya da doğalgaz aranmasına müsaade etmeyeceğine ise, GKRY ile yaptıkları anlaşma çerçevesinde bölgede arama faaliyetleri yapan şirketlerin gemilerine müdahale ederek gösterdi.
Türkiye, en önemli kıyıdaş devletlerden biri olduğu Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarından kendi payını istiyor. AB ülkelerinin bu gerçeği görerek, şimdiye kadarki Türkiye karşıtı politikasını değiştirmesi kendi çıkarları açısından da en doğru olandır.
Avrupa ülkelerinin Türkiye ile iş birliğinden kaçınması Rusya karşısındaki pozisyonlarının giderek zayıflamasına neden oluyor. Zira Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışarıda bırakmaya yönelik çabaları bu bölgenin zengin gaz kaynaklarının Avrupa’ya aktarılmasını geciktirip, bu konuda Rusya’ya olan bağımlılıklarının devam etmesine yol açıyor.
Aynı zamanda Türkiye ile Avrupalı müttefikleri arasındaki uyuşmazlıkları fırsata dönüştüren Rusya, Doğu Akdeniz’deki askerî ve siyasi etkisini artırıyor.
AB ülkelerinin, özellikle 2016 ve 2017 yıllarında zirve yapacak şekilde Türkiye’ye karşı izledikleri düşmanca politika nasıl Ankara’nın giderek Moskova’ya yakınlaşmasına neden olduysa, Brüksel ve diğer AB başkentlerinin Türkiye konusundaki bu olumsuz politikalarını Doğu Akdeniz konusunda da sürdürmeleri, Ankara’nın bu alanda da Moskova’ya yakınlaşması sonucunu doğuracaktır.
Enerji alanında Rusya ile zaten yakın bir ilişkiye sahip olan Türkiye’nin bu iş birliğini Doğu Akdeniz’e taşıması zor olmayacaktır.
Bu durumda Avrupa ülkelerinin karar vermesi gerekiyor.
Türkiye’yi, Doğu Akdeniz’de kendi ortakları olarak mı görmek istiyorlar yoksa Rusya’nın ortağı olarak mı?
Prof. Dr. Kemal İnat / Türkiye Gazetesi