Yorum: Avrupa’yı bölen proje Nord Stream 2

İnşaatı devam eden Kuzey Akım 2 (Nord Stream) doğal gaz hattı Rus doğal gazını Baltık Denizi’nden Almanya’ya ulaştıracak olan dünyanın en büyük Offshore-doğalgaz boru hattı projelerinden biri. ABD Başkanı Donald Trump ve Almanya Başbakanı Angela Merkel arasındaki gerginliğin gerekçelerinden birini oluşturan Kuzey Akım 2 projesi sadece ABD-Almanya ilişkilerini değil, Avrupa Birliği ülkeleri ile Almanya’nın ilişkilerini de olumsuz etkiliyor. Merkel, dostum dediği Macron ve transatlantik ilişkilerde kırılma yaşadığı Trump’ın sert eleştirilerine rağmen projeyi hiç tartışmaya açmayarak Almanya’ya karşı yöneltilen tehditlere kulak asmadı. Merkel kendi döneminin en stratejik projesi olarak gördüğü Kuzey Akım 2 doğalgaz hattı ile Rus gazını doğrudan Almanya üzerinden Avrupa Birliği topraklarına ulaştırmakta ve Rusya ile enerji alanındaki işbirliğini derinleştirmekte kararlı.

JEOPOLİTİK MÜCADELE VE GÜÇ SAVAŞI

Önümüzdeki 20 yıl göz önünde bulundurulduğunda doğalgaz ihtiyacı global düzeyde yaklaşık %25 artacak. AB’nin doğalgaz ihtiyacının üçte birini Rusya karşılıyor. Dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerine sahip Rusya ile yapılan doğalgaz hattı AB’nin enerji güvenliği ve tedariki adına önümüzdeki yarım asrı etkileyecek stratejik öneme sahip bir proje. Artan doğalgaz talebine cevap vermek ve enerji piyasasındaki rekabeti korumak için Kuzey Akımı 1 hattına paralel şekilde oluşturulan yeni doğalgaz hattı 1230 km uzunluğunda. 2019 sonu faaliyete girecek olan hat Rusya, Finlandiya, İsveç, Danimarka ve Almanya’nın karasularından geçiyor. AB’nin artan enerji talebini karşılayacak olan hat bittiğinde yılda yaklaşık 26 Milyon hanenin enerji ihtiyacını giderecek.

AB, ABD’nin ardından gelen en büyük doğalgaz tüketicisi. Son yıllarda yenilenebilir enerji üretiminde ciddi artış sağlansa da, Avrupa’nın en büyük doğalgaz üreticileri olan Hollanda, Birleşik Krallık ve Norveç’in üretiminde süreklilik gösteren düşüşler mevcut. Hollanda 2030 yılına kadar doğalgaz üretimini tamamen durdurmak istiyor ki bu Almanya’yı oldukça olumsuz etkileyecek bir karar. Almanya doğalgaz ihtiyacının üçte birini Hollanda’dan karşılıyor.

Rutte Hükümeti’nin doğalgaz üretimini sonlandırma planı bölgedeki vatandaşların güvenliği ve talepleri ile ilgili. 1986 yılından bu yana doğalgaz yataklarının bulunduğu bölgede doğalgaz üretimi kaynaklı yaklaşık bin deprem yaşandı. Hollanda 2030’a kadar doğalgaz üretimi çıkış planını gerçekleştirebilirse özellikle Norveç ve Rusya’dan doğalgaz ithalatı artacaktır. AB ülkelerindeki doğalgaz üretimine karşı oluşan tepkiler Kuzey Akım 2 projesinin stratejik önemini güçlendiriyor ve AB ile Rusya’yı ister istemez enerji alanında bağımlı hale getiriyor.

MERKEL’E SERT SUÇLAMA

Her ne kadar Merkel Kuzey Akım 2 doğalgaz hattının Almanya’nın değil, AB’nin çıkarına bir proje olduğunu savunsa da projeye karşı olan birçok ülke var. Başta ABD olmak üzere Fransa, Polonya ve Baltık ülkeleri Rusya’nın konumunu ve Putin’in elini güçlendirecek gerekçesiyle projenin durdurulması gerektiğini değişik platformlarda dile getiriyor.

Aralık ayında ABD’nin de desteği ile AB Parlamentosu gündemine gelen bir önerge ile Kuzey Akımı 2 projesinin AB’nin enerji güvenliğine tehdit oluşturduğu gerekçesiyle projeyi durdurma çağrısı yapıldı. Benzer önerge ABD Temsilciler Meclisi’nden de geçirildi. Trump projeyi ABD’nin bölgedeki çıkarlarına karşı bir meydan okuma olarak görüyor ve aslında ABD’nin ürettiği sıvılaştırılmış doğalgaz olan LNG-gazını Avrupa’ya satmak istiyor. Trump, ABD Kongresinin yaptırımlar listesinde Rusya ile işbirliği yapan Avrupalı enerji şirketlerinin de bulunabileceği tehdidinde bulunarak özellikle Almanya’ya gözdağı veriyor.

ABD’nin bazı AB ülkeleri ile ortak savunduğu bir diğer husus ise Kuzey Akım 2 projesinin Almanya’yı Avrupa’nın enerji merkezine dönüştürerek AB içerisindeki gücünü ve etkinliğini arttıracağı endişesi. Avrupa eşittir Almanya anlayışından rahatsız olan bazı AB ülkeleri birçok alanda Almanya’nın ‘sessiz’ gücüne ve yaptırımına maruz kaldığı gibi enerji alanında da Almanya ve Rusya’dan bağımlı hale gelmek istemiyor.

AB içerisinde yaşanan göç, savunma, ekonomi politikaları gibi fikir ayrılıklarına Kuzey Akım 2 projesiyle enerji politikalarındaki anlaşmazlıkta eklenmiş oldu. Merkel bir taraftan AB içerisinde entegrasyonu ve dayanışmayı derinleştirme yönünde açıklamalar yaparken enerji alanında ‘Germany First’ diyerek ulusal ve ekonomik çıkarları doğrultusunda Kuzey Akım 2 projesinde diretmesi projeye karşı olan AB ülkeleri tarafından siyasi ikiyüzlülük olarak değerlendiriliyor. Kuzey Akım 2 projesi sayesinde Almanya AB’nin en büyük doğalgaz ithalatçısı konumuna gelecek. 2015 yılından bu yana Nord Stream 2 projesini durdurmak için AB nezdinde yürütülen tüm çalışmalara rağmen; 2016 yılında 9 AB devlet başkanının Komisyon Başkanına yazmış olduğu projeyi durdurma mektubu ve Avrupa Parlamentosu’ndan geçen projeyi durdurma önergesine rağmen Merkel projenin arkasında kararlılıkla durdu.

Özellikle Macron’un bu projeye yaklaşımında ABD lideri Trump ile aynı çizgide olması dikkat çekici. Macron her ne kadar projeyi eleştiren açıklamalarda bulunsa da AB içerisinde Merkel’i durduracak güçte olmadığından geri adım atmak durumunda kaldı. AB Komisyonu hazırladığı yasa tasarısıyla, iç enerji piyasası yasalarını açık deniz doğalgaz hatlarını içerecek şekilde genişletmeyi ve böylelikle Kuzey Akım 2 projesiyle ilgili söz ve karar verme hakkı elde etmeyi planlarken Almanya’nın baskısı ile sadece denetleme hakkına erişti. Proje tamamen Almanya’nın sorumluluğunda ilerleyecek. Macron’un sarı yelekliler protestoları sebebiyle ülkesinde zayıflayan konumu Almanya karşısında belirleyici güç olma rolünü de zayıflatıyor.

Transatlantik ilişkilerde kırılma

Rusya, Turkish Stream ve Kuzey Akım 2 projeleri ile bir taraftan Ukrayna’nın doğalgaz ihracatında transit ülke olarak konumunu zayıflatırken diğer taraftan da ABD’nin etkisizleştiği yeni enerji koridorları oluşturmak istiyor. Rusya-Ukrayna arasındaki krizden sonra AB’ye doğalgaz ihracatı için alternatif doğalgaz boru hatlarına her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Turkish Stream projesi Türkiye’yi bölgedeki enerji merkezi konumuna yükseltirken Nord Stream 2 projesi de Almanya’ya aynı stratejik gücü veriyor. Putin, iki stratejik enerji projesi ile AB üzerindeki yaptırım gücünü uzun vadeli ve kalıcı şekilde arttırmayı başardı.

Transatlantik ilişkilerde yaşanan kırılma Avrupa Birliği’nin içerisinde bulunduğu ‘çaresizlik’-sendromunu güçlendiriyor. Trump hardball-oyuncu olarak AB’ne ve özellikle Almanya’ya her fırsatta saldırırken Merkel konuşmalarında softball-oyuncu rolünde kalmayı, uyarıcı ama dengeli mesajlar vermeyi yeğliyor. Ancak Almanya dış politikasında dünya düzeni içerisinde kendini yeniden konumlandırma çabası içerisindeyken Trump yönetiminde ABD’ye güvenemeyeceğinin ve alternatif işbirliklerini güçlendirmesi gerektiğinin farkında. Trump İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilirken Merkel anlaşmanın arkasında durulması gerektiğini savunuyor. Trump AB’den ithal edilen otomobillere ek gümrük vergisi talep ederken Merkel uluslararası ticaretin engellenmesi değil, teşvik edilmesini savunuyor. Trump ABD askerlerini Suriye ve Afganistan’dan çekeceklerini açıklarken Merkel bunun yanlış olduğu fikrinde. Trump Almanya’nın savunma harcamalarını arttırması gerektiği uyarısında bulunurken Merkel bu çağrıları duymazdan geliyor. Trump Kuzey Akım 2 projesinin durdurulmasını isterken Merkel Rusya ile ilişkileri kesmenin jeostratejik açıdan AB’ne fayda sağlamayacağını savunuyor.

Transatlantik ilişkileri küçümseyen ve ‘America First’ yaklaşımı ile Avrupa Birliği’nin (daha çok Almanya’nın) hassasiyetlerini görmezden gelen Trump önümüzdeki süreçte de Merkel’i zorlamaya devam edecek. En son Münih Güvenlik Konferansı’nda Alman-Amerikan ilişkilerinin dibe vuruşunu bir kez daha kanıtlayan Mike Pence konuşmasında ‘müttefiklerimiz kendini doğuya bağımlı hale getirirken Batı’nın güvenliğini garanti edemeyiz’ diyerek doğrudan Almanya’yı hedef aldı. Almanya dış politikasının başarısı, AB içerisindeki gücü ve kontrolü ile eşdeğer. Trump, AB içerisindeki fikir ayrılıklarının zeminini güçlendirirken en büyük hedefi Almanya’nın konumunu zayıflatmak. Bu sebepledir ki daha ‘çok Avrupa’ demek, daha ‘güçlü Almanya’ demek.

Asiye Bilgin / Yeni Şafak